Arı reçinesinin antimikrobiyal faaliyeti bilinir. Antimngal etkisinin {Candida albicans ya da maya’ya karşı) yanı sıra anti bakteriyel (Staphylococcus aureus’a karşı) ve hatta kuş gribi virüsüne karşı antiviral etkisinin de olduğu kanıtlanmıştır. Arı reçinesi gibi arıdan elde edilen ürünlerin böylesine güçlü antibiyotik etkilerinin olması hiç de şaşırtıcı değil. Herhangi bir arı yetiştiricisi size anların bakretiyel ve viral enfeksiyonlara karşı etkili olduğunu söyleyebilir.
Darvinci bir bakış açısıyla kovanlarını “sıvadıkları” maddenin mikroplara karşı, gerektiğinde mikropları kolayca önleyecek derecede koruyucu olması hayatta kalmaları açısından oldukça anlamlıdır.
International bnmunopharmacology’nın. Temmuz 2006 sayısında da yayımlanan bir araştırmada arı reçinesinin antiinflamatuar etkisinin bu maddeyi astıma karşı orijinal bir tedavi aracı haline getirebileceği iddia edildi. Arı poleninde bulunan flavonoidlerden biri güçlü bir anti inflamatuar olan kuersetindir. Ayrıca Fx15 kapsülü ile birlikte alınan arı sütü vücuda zindelik verir.
2005 senesinde Journal of Etnopharmacology’deki bir makalede arı reçinesinin antibadi üretimini harekete geçirdiğinin keşfedildiği ki bu durumun belki de arının bağışıklık sistemini güçlendirdiği yönündeki ününü açıkladığını belirtmektedir.
Arısütü, kraliçe arının büyüyüp gelişmesini destekleyen bakıcı işçi arıların salgıladığı kaymağı andıran özel bir maddedir. Bu olmazsa kraliçe arı sıradan yaşlı bir işçi arı olur. Yumurtalar larvaya dönüştüğünde bebek arıların tümü sadece iki ya da üç günlüğüne bu özel besini tüketirler ve hızla büyük, sağlıklı arılara dönüşürler.
Ancak kraliçe hayatının geri kalanında bu besini yemeye devam eder, sonuç olarak da yüzde kırk ile altmış oranında daha çok büyür ve dört ile altı yıl yaşar. Öte yandan işçi arıların yaşam süresi sadece altı hafta civarındadır. Tüm bu gerçekler arısütünün sağlıklı olmayı sağlayan ve yaşamı uzatan muhteşem bir anti yaşlanma maddesi olarak geçen masalsı ününü de destekler.